İSMAİL KÜÇÜKKILINÇ'IN MUSTAFA ÖZTÜRK KONULU BLOG YAZISI
|
Yazan : İsmail Küçükkılınç
Mustafa Öztürk, son yıllarda ismi öne çıkan, her gün yazan köşe yazarı gibi telif makale ve kitaplara imza atan ilahiyatçı bir akademisyendir. Artık takip etmekten ve okumaktan yorulduğumuz çalışmaları bir istifhama da yol açmaktadır. Yoksa bu makale ve kitapları Mustafa Öztürk değil de bir ekip mi kaleme almaktadır? Çünkü bu makale ve kitaplarda tekrara düşülmediği gibi ilmî seviye düşüklüğüne de tesadüf edilmemektedir. Her bir çalışmanın orijinal olduğu, ele alınan konular itibariyle çarpıcı en az birkaç tespitin yer aldığı, atıf yapılan kaynakların belli başlı bölümleri değil de tümünün okunduğu intibaı hâsıl olduğuna göre böyle bir üretkenlik nasıl mümkün olabilmektedir? Hele mezburun yazmaya 10-11 yıl önce başladığı, bu zaman zarfında 150 civarında ilmî-akademik makale kaleme alındığı hesaba katıldığında bu işi Mustafa Öztürk’ün tek başına yapıp yapmadığı hususunda bir şüphe hâsıl olmaktadır.
Ailesi olduğu malumumuz, gezmekten, seyahat etmekten, sohbetten, futboldan-ki üstad zamanında profesyonel olarak top oynamış- ve sinemadan geri kalmadığı da müşahedemiz olduğuna göre geriye tek bir seçenek kalıyor: İşlek bir zekâ ve kalem… Üç dört gün içinde 40-50 sayfalık bir tebliğin yazımının tamamlanması, hele bu tebliğde tashihe muhtaç fazla bir hususun bulunmaması hayreti calip oluyor. Fakültede ağır ders yükü, 15-16 civarında yüksek lisans ve doktora tez danışmanlığı; paneller, konferanslar, seminerler arasında okumaya, düşünmeye, yazmaya nasıl vakit bulunur, anlamakta zorluk çekmekteyiz. Marmara İlahiyat Fakültesi ve İslamî Araştırmalar Vakfı’nın müşterek tertiplediği “Başlangıçtan Günümüze Türklerin Kur’an Tefsirine Hizmetleri” başlıklı ilmî toplantıda Öztürk’ün tebliğini sunduktan sonra oturum başkanı Muhsin Demirci’nin de isabetle ifade ettiği gibi “bazılarımız güzel yazar, güzel konuşamaz; bazılarımız da güzel konuşur, güzel yazamaz; ancak Mustafa kardeşimiz hem güzel yazıyor hem de güzel konuşuyor”. Mustafa Öztürk, yazarken de konuşurken de kelimeleri iktisatlı kullanan, gereksiz uzatmalarla malul olmayan, meramını net olarak ifade eden bir akademisyendir. Bu denli gayret ve üretkenlik her ne kadar işlek bir zekâ ve kaleme sahip olmayı mucipse de bu, tek başına yeterli değildir. Her şeyden önce insanda bir ilim aşkının ve fedakârlık duygusunun bulunması gerekmektedir. Bu aşk ve fedakârlığın akademisyenliğin ötesinde bir şey olduğu malum ve meczumdur. Hele bir insanın sıhhî durumu ara ara tedavîyi gerektirir bir haldeyse, bu aşk ve fedakârlığın tavsif ve takdiri için başka kelimelere ihtiyaç zarureti vardır. Eğer bu yazdıklarımız bir dost güzellemesi şeklinde telakki edilecekse mahcup olmaya hazırız; mesela hemen Çukurova İlahiyat Fakültesi’nin WEB sayfasından mezburun ilmî çalışmalarına bir göz atılabilir veya yayınlanmış kitapları için internetten bir tarama yapılabilir. Mustafa Öztürk, ihtisası tefsir olmasına rağmen bu sahayı da aşan bir ilmî müktesebata sahiptir. Bunun sebebi, İslam ve çağdaş dünya mevzubahis olduğunda tek yönlülüğün, tek sahayla iktifa etmenin ilmî çalışmaları başarısız kılacağını müdrik olmasıdır. Bundan dolayıdır ki, Öztürk’ün eserlerinde ilahiyat-ilahiyat dışı birçok ihtisas alanının anlamlı bir şekilde harmanlandığı görülecektir. Ancak böyle bir hususiyeti haiz olmanın şartı, olmazsa olmazı, çok okumak, durmadan okumak, okumayı bırakmamak, belli akademik unvanlara sahip olduktan sonra çalışmayı terk etmemek olmalıdır. Mustafa Öztürk, bir akademisyen değildir; aynı zamanda akademisyen olan bir ilim adamıdır. Bunun içindir ki, çalışmalarını bir mesleğin gereği olarak değil, ilmin gereği olarak sürdürmektedir. Mustafa Öztürk, diğer çalışmaları yanında üzerinde ciddî bir emek harcanmış bir meale de imza attı. Kur’an-ı Kerim Meali- Anlam ve Yorum Merkezli Çeviri (İstanbul: Düşün Yayıncılık, 2011) ismiyle yayınlanan bu meal, en azından bizim açımızdan kütüphanemizde bulunan ve çoğunu çeşitli vesilelerle kısmen veya tamamen okuduğumuz mealler içinde öne çıkan bir kaliteye, çekiciliğe ve sıcaklığa sahiptir. 20 yılı aşan bir zaman zarfında müteaddit defalar Kur’an’ın mealini baştan sona okuyan, Kur’an-ı Kerim ile ilgili ülkemizdeki ilmî-akademik çalışmaların çoğundan haberdar olan, bunların kısm-ı azamisini okuyan biri olarak böyle bir hükümde bulunmaya hakkımız olduğunu zannediyoruz. Mealdeki dilin sade, akıcı ve anlaşılır olduğunu, 600 civarındaki dipnotun meale ayrı bir zenginlik kattığını söyleyebiliriz. Mustafa Öztürk’ün mealinde kompleks tezahürü apolojilerin yer almadığını, ayetlere akıllara ziyan anlam takdirlerinde bulunan medyatik ilahiyatçılarda müşahede edilen böyle bir tavrın bulunmadığını söyleyebiliriz. Ancak Öztürk’ün mealinde geleneksel ve yaygın anlam takdirleriyle bağdaşmayan tercihler bulunduğunu da ifade etmeliyiz. Bunların kahir ekseriyetinin makul, hatta doğru olduğunu da söyleyebiliriz. Mesela Kevser suresinde geçen “venhar” kelimesi birçok mealde “kurban kes” olarak manalandırılmıştır. Öztürk, bu kelimeye “ellerini göğsüne kaldırıp tekbirle O’nun şanını yücelt” manasını takdir etmiştir. Çünkü “venhar” karşılığı olarak kullanılan “kurban kes” manası esas itibariyle Hz. Ali gibi bazı sahabiler ile Ferrâ gibi dilcilerin yorumuna dayanmaktadır. Kanaatimiz odur ki, bu meal, bazı tartışmalara yol açacak, bu da hayra müncer olacaktır. İsmail Küçükkılınç Not:1- Mustafa Öztürk’ün eserlerinde görülen en bariz hususiyet “konulu” çalışmalardaki başarıdır. Öztürk, Kur’an ile ilgili konuları müstakil olarak ele aldığında o konuyu adeta tüketircesine bir gayret içerisine girmektedir. 2- Mezbur, Türkçe telif meal ve tefsirlerle ilgili çalışmalarını müstakil bir kitap haline getirmelidir. Çünkü meal sahibi bir ilim adamı akademisyenin bu çalışmaları daha sağlıklı şekilde etüd edeceği farz edilir. 3- Mezbur, eğer vakit ayırabilirse kısa bir tefsir çalışması yapmalıdır. Bu tefsir nüzul sırasına göre ve konulu olursa zannediyorum doldurulamayan bir boşluğu doldurmada büyük bir hizmet etmiş olur. İsmail Küçükkılınç Kaynak: http://ismailkucukkilinc.com/articles.php?article_id=100 |