|
Yazar : MUSTAFA İSLAMOĞLU
İnsanlar "kuru et yiyen bir kadının oğlu" olan bir Peygamber yerine, elmas taçlı, sırma kaftanlı bir "Peygamber" tasavvur ediyorlardı. Yalnız tasavvur etmekle kalmıyorlar, ömrü boyunca bunlardan nefret eden ve uzak duran Nebi´den geriye kalan hatırayı bu tasavvura uygun aksesuarlarla süslüyorlardı. Yani insanlar "bir kul gibi yeyip bir kul gibi yaşayan" bir peygambere inanmak yerine, tasavvurlarında kayser ve kisra´ya benzettikleri bir peygambere inanmayı yeğliyorlardı. Özetle insanlar "bir kul gibi yaşamak"tan daha çok "kayser ve kisra gibi yaşamaya" taliptiler. Kendi hayatlarını Peygamber´e uydurmak istemeyenler, Peygamber´i ve onun tebliğ ettiği dini kendi tasavvurlarındaki hayata uyduruyorlardı. Bu "uydurma" işlemi "Hilafet, İslam Devleti" gibi kavramları da kapsamına alıyordu. Bu nedenle siyaset sahnesine fırlayan müslümanlar kendilerine peygamberin "kul" siyasetini değil, insanlara "kullarım" demeye alışmış sulta sahiplerinin "piramitçi" siyasetini örnek alıyorlar, kafalarındaki "devlet" düşüncesini ona göre şekillendiriyorlardı. Bu hiç de içaçıcı olmayan durum, sözkonusu alanda kesif bir entelektüel boşluk yaşandığı sonucuna götürdü beni. Bu boşluk "İslam siyaset teorileri" alanında değil daha çok bütün teorilere temel teşkil eden "tarihi ilk örnekler" alanında yaşanıyordu. Bu eser sözkonusu boşluğu yalnız başına doldurma iddasının değil, nebevi ve sultani siyaset arasındaki temel farklılıkları hicri ilk yüzelli yıllık örneklerinden yola çıkarak ortaya koyma çabasının bir ürünüdür.
İÇİNDEKİLER
SÖZBAŞI
BİRİNCİ BÖLÜM
İMAMLAR VE SULTANLAR
I. SALTANATIN KISA HİKAYESİ
Nebevi Çizgi
Dini Önderliğin Dünyevi Önderlikten Ayrılması: İlkel Laisizm
Siyasi Önderliğin Dini Önderliğe Tahakkümü
Ayrılan Siyasi Önderlik ve Sembolikleşen "Hilafet"
Bab-ı Hümayun'dan Geçip Mecliste Kaybolan Hilafet
Hangi İslam Devleti?
II. SALTANATIN TARİHÎ ARKA-PLANI
1. NÜBÜVVET VE SALTANAT
2. HİLAFET VE SALTANAT
3. İMAMET VE SALTANAT
Ara Dönem
Yatak Değiştiren Hilafet
Hicr b. Adiyy
Babadan oğula
Hüseyin b. Ali
Muaviye b. Yezid
Abdullah b. Zübeyr
Said b. Cübeyr
Ömer b. Abdülaziz
Zeyd b. Ali
Muhammed ve İbrahim b. Abdullah
III. PARÇALANAN ÜMMET
SORULAR VE HİZİPLEŞEN CEVAPLAR
A- TARAFTARLIKLAR (ŞİALAR)
- Ali (r) Ashabı ve Şia'ya Dönüşmesi
- Osman (r) Şiası ve Mürcie'ye Dönüşmesi
B- TEPKİLER
- Hariciler (Haruriye)
- Mutezile
C- SONUÇ
ÎKİNCI BÖLÜM
İMAM-I AZAM EBU HANİFE
I. TARİH VE BİZ
Tarihleşen İnanç-İnançlaşan Tarih
Tarih ve Amel
İfrat ve Tefrit Arasında
Mezhepli mi? Mezhepçi mi?
Mezhebin İşlevi
Bir Siyaset İmamı
II. HAYATI
1. KUFE
2. DEDEDEN TORUNA
3. EMEVİ DÖNEMİ
4. ABBASİ DÖNEMİ
5. ŞEHADETÎ
III. BAĞIMSIZ HUKUK ŞURASI
IV. SİYASET VE İMAM-I AZAM
1. ÖNDERLİK
Din ve Siyaset
Otorite ve Hakimiyet
Meşruiyyet (Yasallıkk)
2. İÇTİHAT VE SALTANAT..
Biat ve Şartları
Zalim ve Fasığın Yöneticiliği
Emr-i bi'i - Ma'ruf Nehy-i Ani'l – Münker
SOZSÖZ
TADIMLIK
Bir Siyaset İmamı
Tekrar vurgulamak gerekirse Ebu Hanife'yi emsallerinden ayıran en bariz özellik onun siyasi boyutudur. O yalnız akâid ve fikıhda değil; aynı zamanda 'siyasette de imom'diT. Ve onu İslam tarihi içerisinde farklı bir yere oturtan da, sonunda hayatına malolan bir mücadeleyi bir ömür yılmadan sürdürmüş olması ve bu alanda 'cihad ve 'içtihadı birleştirmesidir. Ümmetin siyasi bir irtidatla yüzyüze geldiği çağımızda, onun siyasi boyutu daha bir öfaem arzetmekte.
O halde, 'İmam Azam fıkhı'nın ve zühdünün gördüğü ilgi, 'imam Azam siyaseti'nden niçin esirgenmiştir? Niçin, İmam Azam, erbabınca zaten bilinen yönleriyle ele alınıyor da verdiği tarihi mücadele geçiştiriliyor, gereken önem verilmiyor?
Bunun nedenlerinden bir kaçını sıralayalım:
1. Hanefiliğin, İmam Azam'm bir ömür mücadele verdiği ısırıcı melikler, sultanlar, halifelerin vesayeti altında yayılmak gibi garip ve çelişkili bir kaderi yaşamış olması.
Bu durumda hanefi olduğunu söyleyen zalim yöneticiler kendi aleyhlerine olacak bir tavrın tanıtılmasından tabiatıyla hoşlanmayacaklardı. İmam Azam'ın siyaseti muhalif siyaset olduğu için onun fıkhındaki muhalif öğeleri de ustalıkla gizlemişler ya da gizlenmesine, aktarılmamasına çalışmışlardır.
2. İmam Azam'm müktesabatının varisi olan öğrencileri, içinde yaşadıkları siyasi ortam gereği, İmam'ın siyasi mirasını üstlenememişler, hatta bu mirası aktarmaktan çekinmişler, onun adına izafe ettikleri eserlere imamlarının siyasetini, fıkhının siyasi boyutunu ve siyasi mücadelesini almamışlardır. Bu yapılamayınca İmam Azam siyaseti İmam Azam fıkhının imkanlarından mahrum kalmış, hatta İmam'ın 'muhalif fıkhı' mevcut yönetimlerin de manevi baskısı ve sonrakilerin katkısıyla 'muvafık fıkıh' ve 'mutabık fıkıh' haline getirilmeye çalışılmıştır.
3. İmam Azam'ın fıkıhta emsallerini hayli geride bırakacak varisleri olmuş ancak İmam'ın siyasi mücadelede varisi olmamıştır. Yani, İmam Azam'ın fıkhına ve ilmine talip olan talebeleri çıkmış, onun siyasetine ve muhalif hayatına talip olan öğrencisi olmamıştır. Ebu Hanife'nin halefleri sadece fıkıhta haleftir, siyasette değil. Onun siyasî geleneğini yaşatma konusunda pek istekli davranmadıkları için İmam Azam fıkhının elde ettiği imkanlardan İmam Azam siyaseti mahrum kalmıştır.
Bu sözlerimizden İmam Azam'm güzide öğrencilerine tarizde bulunduğumuz sonucu çıkarılmamalı. Onlar emsalleri arasında cidden ilimde temayüz etmişlerdi. Gerek İmam'ın fıkıh mirasının bugüne gelmesindeki inkar edilemez katkıları ve gerekse kendilerinin bizatihi islam fıkhına getirdikleri yeni soluk sayesinde övülmeyi fazlasıyla hak etmişler; İslam ilim tarihindeki haklı mevkilerini gösterdikleri liyakatle ispatlamışlardır.
Ebu Hanife'nin otuz senelik hocalığının hasılatı olan sekiz yüz öğrenci içerisinden ellisi kaynaklardan fıkhi hüküm çıkarabilecek seviyedeydi. Bunların içerisinde 'müçtehid' payesi taşıyanların en ünlüleri ise Ebu Yusuf, Muhammed ve Züfer. Bu talebeleri içerisinde onun sağlığında destek verdiği 'kıyam'lar karşısında, imamlarının hassasiyetine saygı duyup onu benimseyenler çoğunluktaydı. Hatta bunlar zamanın halifesine karşı kıyam eden Nefsü'z-Zekiyye Muhammed'in kıyamına katılana 70 hac sevabı verileceğini söyleyerek, Küfe halkını saltanata karşı kıyama teşvik ediyorlardı.
Şu da bir gerçek ki, İmam'ın isim yapmış öğrencileri, İmam'ın net ve tavizsiz siyasi tavrını maslahata uygun bulmamış olacaklar ki, şehadetinden sonra bu tavrı sürdürmeye yanaşmadılar. Hatta öğrencilerinden Züfer b. Hüzeyl (öl. 158 h.) teklif edilen görevi reddettiği halde ünlü öğrencisi Ebu Yusuf, İmam'ın reddettiği görevi almakta bir beis görmedi. Elbette kimse Ebu Yusuf'u 'saray mollası' olmakla suçlayamazdı. En azından onun Kitabu'l-Harac'ına bir göz atmak bunu anlamak için kâfidir. Ebu Yusuf'un yönetime karşı gösterdiği tavrın temelini 'maslahat' oluşturuyordu. Ancak saltanat sahibinin hatırı hoş olsun diye saltanata methiye dizmedi. Aksine kitabında verdiği tüm örnekleri Nebi ve Raşid Halifeler döneminden verdi. Kitabında ne Emeviler'den ne Abbasiler'den hiç bahsetmemesi, onların adını bile anmaması elbette boşuna değildi. Hatta başyargıçlığı döneminde halife ve halifenin karısı aleyhine hükme bağladığı dâvalar bile olmuştu. Gerek görevi süresince baktığı dâvalarda, gerek bir hukuk kitabı olan Kitabu'l-Harac'ında yaltakçılığa ve dalkavukluğa rastlanmadığı da ayrıca belirtilmeli.
Bütün bunlara rağmen hüküm cümlemiz bu güzide insan için de geçerlidir. Ebu Yusuf da dahil talebelerinden hiç biri onun siyasi mirasını üstlenmemiş ve yaşatmamıştır.
Yukardan beri müsbet özelliklerini sıraladığımız Ebu Yusuf un, ayyaşlığıyla ünlü Abbasi sultanı Ebu Cafer Mansur'un yargıçlığında bulunması bir yana, bir hukuk ve siyaset kitabı olan Kitabu'l-Harac'ında İslam siyasetinin en temel meselelerine hiç değinmemiş oluşu elbette gözden kaçmıyor.
İslami yönetimin şûra esasına dayandığı gerçeği, zalim ve zorba bir yöneticinin hukuki durumu; zor kullanarak ümmetin başına musallat olmuş bir 'zorba'nın imametinin caiz olup olmadığı gibi konularda bir tek cümleye rastlamak mümkün değil. Zalim yöneticiye karşı kıyamın hükmü; zorba sultan yerine adil bir imam nasbetmenin gerekliliği gibi konulara Kitabu'l-Harac'da cevap aramak nafile.
Özetle, eğer sorumluysa, diğer öğrenciler gibi İmam'm bu ünlü öğrencisi de yazdıklarından değil, yazmadıklarından sorumludur.
İşte bütün bu nedenlerden dolayı İmam'ın siyasi boyutu ya unutturulmaya çalışılmış ya da fıkhının ve zühdünün ardına saklanmıştır. Onun siyasi hayatına vakıf olanlardan bazıları ise kendi başlarının selameti açısından böyle bir konuya girmemeyi yeğlemişlerdir. Bunca asır sonra biri kalkıp da İmam Azam siyasetini tüm boyutlarıyla ortaya koymak istese, bir sağır duvara tosladığını hayretle görecektir.
Yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı halefsiz kalan İmam'ın siyasetini birinci ağızlardan almamız mümkün olmamakta. Öğrencilerinin ona nisbetle yazdıkları eserler, bize bu konuda bir şey söylememek hususunda direnmektedir. Bu büyük şanssızlık karşısında, hüznünüzü menakıp kitapları ve İmam'ı konu alan tarihler teskin etmektedir. Burada ünlü Mezhepler Tarihçisi merhum M. Ebu Zehra'nın, Abdulhalim el-Cûndî'nin ve Mevdudi'nin çalışmalarını takdir ve şükranla anmak gerekmekte.
Belirtmekte yarar umduğum bir şey var: Bir mü'minin hayatının siyasi, ameli, ibadi, ekonomik, sosyal, itikadi vs. gibi bölünemeyeceği gerçeği. Öz ifadesiyle "siyaseti ibadet, ibadeti siyaset" olan İslam, hayatın her alanını kuşatan mükemmel nizamıyla mensuplarının hayatında bir boşluk bırakmamıştır. İslam'ın yapısından kaynaklanan bu hakikat kimsenin inkar etmeye yeltenemeyeceği kadar açık ve nettir.
İmam Azam'ı anlatırken kullanmak zorunda kaldığımız terminoloji (siyasi hayatı-fıkhi hayatı)'den yola çıkılarak böylesine laik bir anlayışa prim verdiğimiz sanılmasın.
Hoş, fıkıhtan bağımsız bir siyaset, hayattan bağımsız bir ilim, ibadetten bağımsız bir siyasi mücadele mümkün de değildir ya. Özellikle İmam Azam gibi inandığı gibi yaşayıp, yaşadığı gibi inanan birinin hayatında nasıl böyle laik unsurlar olabilir.
İmam Azam fıkhının İmam Azam siyasetinden bağımsız olması elbette düşünülemez. Kaldı ki uzun çalışmalar gerektiren "İmam Azam Fıkhı'nın Siyasi Boyutu" ya da "İmam'ın Siyasi İçtihatları" araştırılmayı bekleyen bakir konulardır. 'İmam Azam siyaseti' tam manasıyla ancak bu konularda yetkin araştırmalar yapıldıktan sonra ortaya konur.
Bizim yapmaya çalıştığımız, şehadetle taçlanan ve zalimler karşısında sonuna dek eğilmeyen bir başın uğruna feda edildiği 'İmam Azam siyaseti'ne bir giriş denemesidir.
Yayınevi | : | Düşün Yayıncılık |
Seri Adı | : | Mustafa İslamoğlu Kitaplığı |
Yayın Dili | : | Türkçe |
Barkod | : | 9789755500041 |
|
Sayfa Sayısı | : | 255 Sayfa |
İlk Baskı Tarihi | : | |
Fiyatı | : | 9.00 TL |
Satış Durumu | : | Satışta
|
|
|