Daha Okunacak Çok Şey Var ...

Düşün Yayınları 1990 yılında, dinin doğru anlaşılması için belirlenen ilkeler çerçevesinde, zamanın ekonomik, politik ve sosyal anlamdaki zorlu şartlarına rağmen İstanbul’un Fatih ilçesinde sessiz fakat anlamlı bir sesle yayın hayatına başladı. Düşün Yayınları, diğer yayınevlerinin aksine; ticari veya edebi bir yayıncılık yapmaktan ziyade bir misyon yayıncılığı yapmaktadır. Popüler kültürün modern çağın etkisi ile gittikçe hayatlarımıza daha çok tahakküm ettiği, sesin sözden daha çok değer gördüğü, sığ bütün kontrast ve kalıpların düşüncenin yerini aldığı, din ile aldatanların ve vicdanı sömürenlerin her geçen gün arttığı bu çağda, bizler akıl ile kalbin buluştuğu yerde bir bilinç inşası yaratmak için uğraşıyor ve eserlerimizi seçerken bu hassasiyetle hareket ediyoruz. Bizler ortaya koyduğumuz eserlerle misyonumuzun ilkelerini hayata taşımak için uğraşıyor ve bu eserlerle tarihte adından söz ettirecek bir okul bırakacağımıza inanıyoruz. Düşün Yayıncılığın temsil ettiği misyon, temelde insani değerleri ve ahlakı, üzerine ise bilgiyi inşa eden bir birikim üretmektedir. Herkesin okuduğu veya konuştuğu bir çağda, bizler artık okurumuza ‘okuyor musun’ diye değil, ‘ne okuyorsun’ diye soruyoruz, çünkü bizler biliyoruz ki düşüncesiz, imgesiz, bilgisiz ve hakikatsiz bir okuma düşüncenin özgün taraflarını yok edecek ve çağın insanını inançsızlığa mahkum edecektir. Hakikate olan inanç yiterse, geride inanacak hiçbir şey kalmayacaktır; bu noktadan hareketle bizler misyonumuzu evrensel değerlerin, bilginin, ahlakın ve hakikatin yanında belirliyor, uydurulmuş olan her türlü bilgi ve inanç anlayışına karşı duruyoruz. Sizleri de bu okulun bir parçası olmaya çağırıyor ve anlamsız bir zamanda hep birlikte anlam üretmek için ‘daha okunacak çok şey var’ diyoruz.

İLKELERİMİZ

1. Akıl ile Kur’an arasındaki ve hayat ile vahiy arasındaki bağ asla koparılmamalıdır.

2. Hissiyyatın yerini ilmiyyat, hissî dindarlığın yerini ilmî dindarlık, pasif iyilerin yerini aktif iyiler almalıdır.

3. Geleneksel dinî birikimin tamamı ana kaynak olan Kur’an’a arz edilmeli, Kur’an’ın kabul ettiği alınmalı, etmediği alınmamalıdır.

4. İlahi olan ile beşeri olan, din ile gelenek, vahiy ile rivayet, ibadet ile âdet birbirine karıştırılmamalı, insanlığın son adası olan İslam’a bir kapalı havza toplumunun sürdürülemez ideolojisi muamelesi yapılmamalıdır.

5. Taklit, taassup ve tefrikadan şeytandan kaçar gibi kaçılmalı, onların yerini tahkik, denge ve vahdet almalıdır.

6. Mushaf ’ı Kur’an’ın, tecvidi tertilin, lafzı mananın, fıkhı tefakkuhun, mucizeyi sünnetullahın, kabuğu özün, nasıl’ı niçin’in, korkuyu sevginin, ölüyü dirinin önüne alan eski din dilinden vazgeçilmelidir.

7. Onun yerine Kur’an’ı Mushaf ’ın, tertili tecvidin, manayı lafzın, tefakkuhu fıkhın,sünnetullahı mucizenin, özü kabuğun, niçin’i nasıl’ın, sevgiyi korkunun, diriyi ölünün önüne alan bir din dili konulmalıdır.

8. Aşırı yüceltmeci veya ara kablosuna indirgemeci yaklaşımlarla hayattan dışlanan bir peygamber algısı, yeriniKur’an’ın ‘arkadaşınız’ dediği örnek alabileceğimiz model bir insan peygamber anlayışına bırakmalıdır.

9. Dünya ve ahirette maddi ve manevi rantçılığa ve kayırmacılığa dayalı, sorumsuz, çoğaltma tutkusuna kapılmış gösterişçi dindarlık, yerini alın teri ve emeğe dayalı samimi ve sorumluluk bilincini her şeyden önde tutan bir dindarlığa bırakmalıdır.

10. İslam bilgi sistemi, Kur’an tarafından iki ayak üzerine oturtulmuştur: Gayb ve şahadet. Buna zanna dayalı üçüncü bir sahte ayak eklenerek, Kur’an bilgi sisteminin yapısı bozulmamalıdır.

11. ‘İnsan devleti’ni hedeeyen bir siyasetin ilkeleri; hakikat, adalet, merhamet, ehliyet ve meşveret olmalı, en ölümsüz devletin yürek devleti, en kalıcı fethin de yürek fethi olduğu unutulmamalıdır.

12. Ümmet-i Muhammed, Yahudilerden çok Yahudileşmekten, Hıristiyanlardan çok Hıristiyanlaşmaktan korkmalıdır.